20140307

10 saniye kadar

bir rafım var.
bir de üstünde değişik açıklıkları bulunan seramik vazolarım.
8 tane. ama hepsi birbirinden farklı. ama hepsi beyaz.
vazolarım rafın üstünde sıralı. yan yana.
içlerinde mumlar. 8 tane mum.
ve gölgeler. birbirinden farklı bir sürü gölge.
duvara vurmuş hep.
duvar sarı. cırt sarı hem de.
koltuk beyaz. vazolar gibi.
2 kişilik bir tane koltuk.
çünkü 2 kişiyiz. oturuyoruz. gölgeler duvarda.
ben bacağımı büküp koltuğun üstüne koymuşum.
o ise sağ ayağının üstünde. her zamanki gibi.
siyah-beyaz geometrik desenli yastıklar.
büyük bir sessizlik var.
sezen aksu dışında. o kadar güzel ki...
ama yine de ortada büyük bir sessizlik var.
sessizliği bozan şey. gür bir ses. hem de kalın.
ilk önce siyah ahşap sehpaya uzanıyor.
üstüste yığılmış olan kitaplara bakıyor. teker teker.
aslında hepsinin konsepti aynı:
"...'nın Bütün Şiirleri"
aralarından bir tanesini seçiyor özenle.
en sevdiği.
en sevdiğim.
bulmak için sayfaları karıştırmasına gerek yok.
çünkü biliyor. hemen açıyor.
okumasına da gerek yok.
çünkü biliyor. ama yine de kitaba bakıyor.
ve sessizlik bozuluyor:
"Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
Yatay ve dikey mutsuzluktan..."
o kadar yavaş okuyor ki.
sanırım bütün harflerine aşık.
"...Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlar da orada yaşadılar..."
bazı dizeler arasında en az 5 saniye bekliyor.
o sırada en çok gölgelere bakıyor. duruyor.
boynunu kaşıyor. bazen dudaklarını ısırıyor.
tekrar kitaba bakıp bana bakıyor:
"...Gemiler gene gidip geliyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar..."
gittikçe daha da yavaş okuyor.
biliyorum, bitmesin istiyor.
bitmesin istiyorum.
"...sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse..."
birden duruyor. tamamen sanki. şaşırıyorum.
daha sevdiği kelimeler vardı okunacak. neden duruyor?
10 saniye kadar bana bakıyor.
ilk 3 saniyede anlamadım diyorum gözlerimle.
hayal kırıklığına uğramış gibi bakıyor. nasıl anlamazsın?
5. saniyeye kadar düşünüyorum.
balkon açık. rüzgar estikçe mum ışıkları hareket ediyor.
ve gölgeleri de.
birden anlıyorum. 6. saniyede gülümsemeye başlıyorum.
o da rahatlamış gibi oluyor. onaylayarak bakıyor.
8. saniyeye kadar gülümsüyoruz.
10. saniyeye kadar da gülümsüyoruz aslında.
ama son 2 saniyede ikimiz de birbirimizi tam göremiyoruz.
sadece renkler. bulanıklık. ve daha da çok oynayan mum ışıkları.
ama bakıyoruz hala.
çünkü ellerimiz var. birbirimizin görüşünü açmak için.
10. saniyede ellerimizi kullanıyoruz.
ve artık bakmıyoruz.
ben rüzgarda hareket eden perdeye bakıyorum.
mavi tül perde. gök mavisi.
o da... bilmiyorum. çünkü artık ona bakamıyorum.
ne kadar olduğunu hiç bilmediğim bir süre sonra,
gidiyor.
bir şey söylemiyor. zaten gerek yok.
o kadar açık ki her şey.
bu onu son görüşüm.
biliyorum.
son bakışım.
son bakışı.

20131206

Merhabalar. okulum bitiyor diye tekrar üzülmeye başladım. vallahi bazen çok garip bi kıza dönüştüğümü hissediyorum. mezun olamayacağım diye koca bir dönem üzgün dolaştım. şimdi mezun olmak üzereyim. yine üzülüyorum. ama TANRIM napayım okulum ÇOK GÜZEL! ya gerçekten. acayip güzeldi bence okul hayatımın her tarafı. herkes. ne bileyim. burayı da okula başlamadan hemen önce açmıştım. okuldaki her şeyi çok iyi hatırlayayım diye. bir de tabi en sevdiğim lise hocam, yaz tamam mı betül? bırakma sakın. dediği için. çok seviyom ben okumayı. yazmayı da. çizmeyi de. kalemleri filan. şimdi marker'larım var acayip, onları da seviyorum. öyle çok sevdiğim için tekrar okumayı planlıyorum. doyamıyorum çünkü. şimdi mezun olunca ikinci dönem her yere başvurmayı planlıyorum. her yer derken.. HER YER yani. bayağı her taraf. ankara'yı çok seviyorum aslında. ama bence ayrılmamızın vakti geldi. bi yandan da para kazanmam lazım tabi. çünkü param yok. aslında var da kendimin yok. şimdi tüm arkadaşlarımın kendi paraları olduğu için benim de olmalı. çünkü mudo'da acayip güzel şeyler var. masalar filan. koltuk. o kadar güzeller ki. onları alabilmeliyim.
bir de bu yazımda merve diye bir kızdan bahsetmek istiyorum. kendisi çok tatlı çok şekerdir. çok da güzel fotoğraflar çeker. fakat ne zaman güzel bir şey söylese nazar değer! o yüzden bazen güzel şeyler söylemesin isterim. ama o hep söyler çünkü o da bizi sever. yine söyledi ve yine, bize nazar değdi. GUD COB merve.

20131105

Selam!
Bu sıralar çok değiştiğimi hissediyorum. Çok düşünüyorum, okuyorum, sürekli bir şeyler keşfediyorum. Kendi hislerime, kararlarıma ve değerlerime bağlı kalmam gerektiğini öğrendim mesela. Kim ne derse desin. Bağlıydım aslında her zaman, ama artık daha sıkı sarılacağım. Çünkü eğer bağlı olmazsan, bazen daha kolay olacağı için vazgeçersen onlar senin değerlerin değil, hobilerin olur sadece. ve ben böyle olsun istemiyorum. O yüzden onları koruyup savunmaya karar verdim. O yüzden güçlü olmam gerekiyor, herkesin olması gerek. Zamanla daha da kolaylaşıyor ama güçlü olması, biliyorum. Sanki kendi yoluma daha yeni girmişim gibi hissediyorum. Hep olmak istediğim yola.. Değişeceğim yine de tabii ki zamanla, herkes değişir. Hep iyiye doğru değişmek istiyorum ama.
Bilmiyorum, çok umutluyum. gelecekten. Sanki hayatıma çok iyi insanlar girecekmiş gibi. gibi de değil aslında. girecekler. Bekliyorum sadece. Zaten bir yerde takılıp kalırsan, şimdiyi göremiyorsun. Ben göremedim hiçbir zaman. İlkokul, ortaokul ve lise günlüklerimden de anladığım gibi hep takıldım bir yerlerde. Geçmişi çok sevdim çünkü. eskiden en yakın arkadaşlar olup da artık olmadığımız tüm arkadaşlarımı mesela. çok var çünkü onlardan. hep onlara takıldım, niye artık hayatımda olmadıklarına üzülüp yeni kimseyi göremedim. Bugüne bir türlü yetişemedim hiçbir zaman. Ama şimdi yetişmişim gibi hissediyorum. Geçmişteki kimsenin hayatımı etkilemesine izin vermemeye karar verdim. Çünkü zaten yoklar ki hayatımda. niye içimde dursunlar. Sadece buna karar verdiğim zaman bile kendimi çok iyi hissetmiştim. Şimdi uygulayabildiğimi görüyorum her gün. En son birkaç ay öncedeydim. Şimdi burdayım. Hayatıma girecek yeni ve mükemmel insanları, olayları, anları bekliyorum. O yüzden çok umutluyum.
Çok fazla şey yapmak istiyorum bir de. O kadar çok hayalim var ki her zamanki gibi. Onlara ulaşmak için bir şeyler yapıyorum ama artık. Dürüst oluyorum bir kere, kendime ve etrafımdakilere. Ne yapmak istediğimi söylüyorum. Yapamam belki diye içime atmıyorum. Başarısızlık kaygısı vardı hep bende. İyi bir şey olduğunu düşünüyordum bu kaygının. hep başarılı olmamı sağlıyor filan. Ama sonra okulum uzadı ve salak gibi kötü bir dönem geçirdim. Çünkü kendimi hiç bu kadar başarısız hissetmemiştim. Şimdi düşünüyorum da, evet uzadı. şu anda hala okula gidiyorum. Ama hayatımın o kadar küçük bir bölümü ki. o kadar önemsiz ki. başarısız oldum ama hiçbir şey değişmedi. O yüzden artık hayallerimin gerçekleşmemesinden korkmuyorum. Belki başarısız olabilirim diye denemekten korkmuyorum. Bir yere yazıp her gün bu hayallerim için bir şey yapmak istiyorum. Daha bunu pek uygulayamadım aslında hahah ama bunda da kararlıyım.
Oldukça kısa bir sürede ve aniden, aklımda hiç böyle şeyler yokken bu kararları verdim. Belki herkes geçiyordur böyle bir dönemden. Belki bazılarının tüm hayatına yayılıyordur bu tip kararlar, farketmiyorlardır bile, bilmiyorum. Ama burayı okuyup da birazcık kendileri hakkında düşünenler varsa diye yazıyorum. Korkmayın, dürüst olun, istediklerinizi belirleyin, peşinden koşun. ne kadar uzağa gidebileceğinizi görün. ne bileyim o kadar özgürüz ki. kimse için bir şeyinizi değiştirmek zorunda değilsiniz. bir şeylerden vazgeçmek zorunda değilsiniz. herkes olduğu gibi çok güzel. istediğiniz yere gidin, istediğiniz gibi giyinin, istediğiniz gibi biri olun. kararlar verin ve en önemlisi bunlara bağlı kalın. zamanla daha kolay olacak zaten. kendinizi kötü hissettiren hiçbir şeyi hayatınızda tutmayın. o sizin hayatınız. iyi bakın.

20130811

abla?

-abla, uyumanın sırları ne?
-gözlerini kapat. içinden 100'e kadar say. ama her 100e geldiğinden tekrar 1'den başla.
-tamam.

(..seksenbir sekseniki seksenüç)
-abla, bu ses ne?
-kelebek uçuyor.
-öldüreyim mi?
-öldür.
-ama kıyamam ki.
-zaten yarın ölecek.
-hayatının yarısını almış oluruz o zaman.
-noldu uyuyamadın mı?
-seksenüçteydim tam. yüzseksenüç ama.
-çok yavaş sayıyorsun. hızlı sayman lazım. aralarda bir şey düşünmezsin böylece.
-tamam.

(..osbirosikiosüçosdörtosbeşosaltıosyedi)
-abla?
-olmadı mı?
-hayır.
-bak sırtüstü yat. ben sırtüstü yatınca hemen uyuyorum.
-tamam.
-kolunu da başının üstüne koy. hayır, öyle değil. gözlerinin üstüne.
-tamam.

(..uyicamuyicamuyicamuyicam)
-abla? kelebek gitmiyor.
-mutfağın ışığını yak, belki oraya gider.
-tamam. ama çok aydınlık oldu.
-o zaman kapatalım.
-bak şimdi. çok yorgunmuşsun. oh sonunda yatabilmişsin yatağa.
-evet. final dönemindeymişim. projem sonunda bitmiş.
-hıh evet. çok uğraşmışsın. o yüzden acayip uykun varmış.
-tamam.
(birikiüçdört...)

20130425

Ders çalışmamak için o kadar anlamsız hareketler yapıyorum ki.. Autocad'de projemi çizmem gerekirken birden kendimi bu seneki mutluluk tablomu çizerken buldum. Her zaman sakin sakin ilerleyen mutluluk tablomun bu seneki hali:

Tanrım, bu sene çok garip bi sene.

20130306

çokmavi

Hayat bu sıralar bana çok garip.
Eylül'de sayamadığım kadar çok dersten kalınca hiç de üzülmemiştim. Gayet mutluydum. Gülmekten sürekli sesim kısılıyordu.
Şimdi ise, meğersem sadece sayabildiğim kadar, yani 2 tane dersten kaldığımı öğrendim. Sayabilirmişim demek ki. O kadar gereksiz ve basit dersler ki bunlar bide. Okulumun uzamasına hiç de gerek yokmuş. Şubat'ın başında öğrendim bunu da. Başarılı olmuşum; ama 1 aydır üzgünüm. Hasta olduğum için sesim kısıldı bu sefer.
Erasmus bittiğinden beri çok garip şeyler oluyor hayatımda.
Şubat'ta güvendiğim insan sayısını "tüm insanlar-1" olarak değiştirmiştim. Ama gittikçe tüm insanların da azaldığını farkediyorum.
Özlediğim o kadar çok kişi var ki. ve o kadar çok yer. ve an. Mesela bugün okula gittim, bitti. Şu anda okulu özlüyorum, yarın sabah olsa da gitsem mesela. Yan odamdaki ablamı özlüyorum. bi de Selena'yı. küçük olmamızı. erasmus'la ilgili her şeyi özlüyorum. her yeri. ve her anı.
Kızlar depresyona girince saçlarını kestirirlermiş. sevgililerinden ayrılınca filan. Ben buna hiç inanmıyorum. Saçlarımın ilkokuldan beri en kısa halinde olması bence bundan değil. Çünkü içimdeki birtutammavi bu sıralar sadece birtutam değil. Çok fazla. O yüzden saçlarımdaki birtutammaviliği azaltmaya çalışıyorum. Belki içimdeki de azalır diye. Elimde olsa tümmaviyi keserdim, ama saçlarımın bu kadar kısa olması için cesaretim yok sanırım. Sadece mavi kalemler yerine kahverengi kalemler tercih ediyorum.
Buraya böylesi üzüntülü yazı yazmak istemiyordum hiç. İlk defa yazdım sanırım. İlk defa böylesi üzüntülü hissediyorum. Ama bu sıralar ne zaman böylesi üzüntülü olsam, babam birden karşıma çıkıp göz kırparak bana çikolata veriyor. Böylesi üzüntülü olduğumu anlıyor mu bilmiyorum; ama çok işe yarıyor. birden hemen çok sevinçli olmaya başlıyorum.

20130121

20 Ocak 2011-Beytepe

20 Ocak 2012-Genova

20 Ocak'lar hep çok tatlı.

20121124

gel-git

böyle şey gibi..
Çağırınca gitmezsin. niye bilmezsin ama. Aslında çok istersin. ama gitmezsin. sonra sen çağırırsın. Gelmez. üzülürsün. neden üzüldüğüne şaşırırsın. Acaba o da üzüldü mü dersin. gelmediği için herhalde üzülmemiştir diye düşünürsün. Sonra gitmediğine üzülürsün. neden üzüldüğüne şaşırırsın. neden gitmediğine. Belki o da şaşkındır dersin. şu anda şaşırıyordur. Bi dahaki sefer için karar verirsin. sen de kesin gidersin. böylece daha sonraki sefere o da kesin gelmiş olur. Sonra. sonra sevinirsin işte. Sevinirsiniz. sen de. o da.
bunun gibi..

20121031























                                                            Ekim 2008                                                                          Ekim 2012

4 sene olmuş, ben hala kırmızı giyiyorum.

20121030

Bana İstanbul'dan en çok sevdiğim şeyi yollayan bir kuzenim var. Bu gece yollamış, mesajla. Sımsıkı sarıl, öyle uyu demiş. İyi ki yollamış buraya. Çünkü ben gel deyince, hiç gelmez. Hiç gelmedi. Ama artık bu gece birlikte uyuyabiliriz.
Kuzenimi seviyorum.

20121017

evren

Merhaba.
Sonunda evreni anlamaya başladım. Aslında evren çok iyi niyetli. Evet, bazen dünyalar kadar istediğimiz şeylerin olmaması için elinden geleni yapar, zorlukla elde ettiğin bir şeyi pat diye elinden alıverir. Hatta bazen o kadar haklı olmana rağmen o kadar haksız durumdasındır ki, elinden hiçbir şey gelmez. Bunların hepsini evren yapar. Bu yüzden evrene hep çok kızarsın. Ama ben bu hafta ne öğrendim biliyor musunuz gençler?
Evren tasarlıyor!
Ben 'her şeyde bir hayır olduğuna' hiç bu kadar çok inanmamıştım. Sayamayacağım kadar dersten haksız yere kalmamın ne hayrı olsundu ki? Boşuna uğraşıp didinmiş olmamın, sürekli insanlara dertlerimi anlatıp anlayış beklememin, aptal ünlü mimarlara beni derslerine kabul etmeleri için yalvarmamın, sürekli ablamı arayıp beni kendime döndürmesini istememin, gözlerini hırs bürümüş kendilerinden başka bir şey düşünmeyen insanlardan yardım isteyip sürekli reddedilmemin, ama en sonunda hepsini başarıp birdenbire her şeyi tekrar kaybetmemin nasıl bir hayrı olabilirdi ki?
Evrenin planları arasında kuralları değiştirmek varmış. İşte hayır buymuş meğer. yeni kurallar. Artık niye şu anda hiç de haketmediğim şeyleri yaşadığımı biliyorum. Evrenin benim için planlarını şimdi anladım ve bu yüzden tüm bunları yaşadığım için neredeyse çok mutluyum.
Hazır mezun olamıyorken, tekrar erasmus'a başvuruyorum;)

20121003

Bu hafta okulum açıldı.
Çok fazla "okulumu çok seviyorum, keşke hiç mezun olmasam ki..." dediğim için mezun olamıyorum. Evren hiç olmayacak dualarımı kabul ediyor. Erasmus yaptığım sevgili şehir Genova, meğer erasmus öğrencilerini o kadar çok sevmiyormuş ki, tam puan alanlara bile delicesine düşük notlar vermiş. O yüzden benim orta halli ama başarılı puanlarımın hepsi burda başarısız sayıldı. Yani diyeceğim şu ki, kaç tane dersten kaldığımı bilmiyorum. O kadar çok ki, saymamaya karar verdim.
Sürekli erasmus şarkıları klasörümü dinleyip, herkese bağıra bağıra 'iyi ki gitmişim, bi daha olsa bi daha kalırım derslerden, hiç önemli değil' diyerek kendimi avutmaya çalışıyorum; sonra da fotoğraflara bakıp erasmus arkadaşlarımla konuşup onları ne kadar da çok sevdiğimi düşünüyorum. Çok da işe yarıyor! Gerçekten bu kadar çok dersten kaldığım için kendimi hiç üzüntülü hissetmiyorum. Şimdilik yani. İlerleyen zamanlarda belki üzülebilirim, bilmiyorum.
Mesela seneye bence kesin üzülebilirim. Çünkü tüm arkadaşlarım mezun olmuş olacaklar. Onlar o kadar iyi kalpliler ki, böyle sürekli sarılasım geliyor. Ben çok sarılınca beni ittiriyorlar, çok konuşunca 'ay ne çok konuştun betül' diyorlar. Sonra gülüşüyoruz. Tekrar gülüyoruz. o kadar çok gülüyoruz ki, hep sesimiz kısılıyor. O yüzden bu sene hep güleriz.
Ama seneye bilmiyorum. Çünkü kaldığım derslere onlarsız girince aklıma hep acayip espriler geliyor. Sonra biraz gülüyorum, aklımda tutayım da yarın yapayım diyorum, ama akşam olunca bile esprilerimi unutuyorum. Seneye hep bi yere yazarım artık esprileri. Sonra ararım, tekrar gülüşürüz. Belki sesimiz bile kısılır.
Sonuç olarak, evet, bu hafta okulum açıldı. Şimdi hava atmak gibi olmasın ama 16 ay tatil yaptıktan sonra bence de biraz çalışmayı hatta belki de okulumun uzamasını bile hakettim. (aslında bunu haketmedim) ama artık çalışmanın zamanı geldi. O yüzden sabah olduğunda arkadaşlarıma yine koşarak sarılıp derslerime gidip, esprilerime güleceğim.

20120923

EVET!

Bugün lisedeki en sevdiğim hocam, "EVET! Artık göğe bakabiliriz." diyerek evlendi, diğer çok sevdiğim hocamla. Diğer çok sevdiğim hocam beni tanımaz, çünkü maalesef hiçbir zaman onun dersini alamamıştım. Ama benim sevgimi çoktan Hakan Günday'ın hocası olmasıyla, ablamın en sevdiğim ve uğurlu sayısı kök 13 olan çok yakın arkadaşının onu çok seviyor olmasının haklı bir nedeni olduğunu düşünmemle ve küçükken arkadaşımla yazdığımız tiyatro sahnesine bir tek onun, hocamız olmamasına rağmen ilgili bir şekilde yaklaşmasıyla kazanmıştı. O yüzden onu da çok severim. Ve bu yüzden en çok sevdiğim hocam, bence tam çok sevdiğim hocama göre olmuş!
En çok sevdiğim hocam, bugün birlikte göğe bakacaklarını söyleyince çok heyecanlandım. Gerçi ilk önce "EVET! Artık eve bakabiliriz." dediğini sanmıştım. İhihi dedim yanımdakine, tabii evlenmek, ev almak filan. söz oyunları. tam onlara göre. Ama aslında evlenirken en çok sevdiğim şiirin, en çok sevdiğim kısmını söylediğini öğrenince ellerimi yanaklarıma koyup, "aaaay ama ayy çok güzelmiiş, ay çok heyecanlı!" diye bağırıp, sarılma sırasının bana gelmesini bekledim.
Sonra otobüse bindiğimde -otobüste çok acayip şeyler düşünürüm- uzun zamandır durağa uğramadığım için göğe bakmadığımı düşündüm. Üstelik bulutlar en sevdiğim mevsimlerindeler! Ayrıca ben göğe evlendikten önce de, sonra da, evlenmeden de, her zaman bakmak isterim. O yüzden durağa daha çok uğramam lazım. Bunları düşündüm. Zaten en çok sevdiğim hocam, yıllar önce bana elinde kocamaan bi yüzükle sarıldığında, "Yaz Betül, tamam mı, bırakma yazmayı." demişti. Şimdi ben nasıl durağa uğramam?
Bir de bugün benim doğum günümdü. Bugünkü dileğim; en çok sevdiğim hocamla, çok sevdiğim hocam her zaman çok mutlu olsunlar! Hüf!

20120714

döndüm.

Türkiye'ye döndüm. 2 hafta oldu. Biliyorum buraya pek fazla yazmıyorum, ama bi defterim var benim. Oraya hep yazarım. Ama oraya bile 2 haftadır yazmıyorum. Yazamıyorum.
Kalemi elime alayım, bi ben döndüm, burdayım, artık Genova'da değilim yazayım diyorum, elim gitmiyor. Genova defterime böyle bir şey yazasım gelmiyor, sanırım yeni bir deftere başlayacağım.
Genova'dayken hep, dönünce orayı çok özleyeceğimden korktum, alışamayacağımdan, en kötüsü de etrafımdaki herkesin bunu anlayacak olmasından korktum. Ama havaalanına ayağımı basar basmaz, öyle bi alıştım ki Ankara'ya... Sanki hiç ayrılmamışım, sanki hiç oralara gidip öyle günler yaşamamışım gibi hissettim.
Burayı çok seviyorum, oradan ayrılıyorum diye çok ağladım, ama gelir gelmez de sustum. Genova'ya da çabuk alışmıştım, buraya da alıştım. Bi kere Genova'nın rengarenk evleri, daracık şeker gibi sokakları ve dünyanın en iyi insanları olabilir; ama burda da ayran diye bi gerçek var. Bu kadar özlediğimi bilmiyordum; ama 15 gündür ayran içiyorum, o yüzden sürekli uyuyorum. Genova'da 3 senelik uyuduğumu bildiği için, annem beni sürekli erkenden uyandırıyor. Rüyamda hep erasmus görüyorum, o yüzden üzgün uyanıyorum.
Ama aslında üzgün değilim, çünkü sanki çoook uzun yıllar önce ordaymışım ve artık üzüntümün geçmesi için yeterli olan zaman geçmiş gibi geliyor. O yüzden fotoğraflara bakmak istemiyorum, videoların bulunduğu klasörleri artık açmıyorum. Çünkü onlar o günlerin aslında çok yakın bi zamanda olduğunu hatırlatıyorlar, üzülmek istemiyorum.
Etrafta erasmus'lu espriler yapınca kimse anlamıyor, gülmüyor. Açıklamaya çalışıyorum, bi daha yaptığımda ordaki gibi hep birlikte gülelim, aynı zamanda aynı esprileri burda da yapalım diyorum, ama o taraftan bahsetmeye başlayınca susmuyorum. İnsanlar sıkılıyor artık, hissedebiliyorum, o yüzden aklıma erasmus'lu espri gelince, kendi içimden deli gibi gülüyorum.
Verdiğim en doğru kararlardan biriydi sanırım erasmus yapmak. Kaldığım derslere de, belki uzayacak olan okuluma da, uzak kaldığım insanlara da, kaçırdığım bir sürü filme de, içemediğim ayranlara da, her şeye, her şeye değdi.
Sonuç olarak sevgili Genova, bebeğimsin.

20120618

İyi ki doğdun!!

Merhaba. Benim kırmızı yanaklı bir arkadaşım var. Gülünce yanakları kırmızı oluyor. Üşüyünce, yorulunca hep kırmızı. Heyecanlanınca daha çok kırmızı. Ama fotoğraflarda hep bembeyaz çıkar, heyecanlıyken bile. Bembeyaz çıkınca hemen üzülür. Aslında kırmızı yanakları olan arkadaşım üzülünce, ben de üzülürüm. Çünkü o benim arkadaşım.
Okulun ilk gününde, ilk dersinde, beyaz saçlı hoca "Betül" dediğinde, ikimiz de ayağa kalkmıştık. Hayır, beyaz saçlı hoca soyadlarımızı okumuyordu. İşte o zaman, kırmızı yanaklı kız dönüp bana bakmıştı, yanaklarını ilk defa o zaman görmüştüm. O günden beri arkadaşım Betül ne zaman üzülse, ben de üzülürüm. Çünkü o günden beri kırmızı yanaklı kız, benim arkadaşım.
Dersten sonra birlikte yemeğe gittik, okulu gezmeye başladık. Daha sonra Ankara'yı gezdik ve sonra Kapadokya'yı. Şimdi de İtalya'yı gezdik birlikte. Kırmızı yanaklı kız, artık kırmızı yanaklı kanks'ım oldu.
Bugün onun doğumgünü ve ben onu o kadar özledim ki... Nice mutlu mutlu senelere biricik arkadaşım, hep böyle kocaman gül hep, çok çok çok seviyorum senii. Çok az kaldı, gelince o kırmızı yanaklarından kocaman öpücem! :)

20120314


İşte gençler, bu da benim Genova'yı seçme sebebim. :)

20120304

'bu gece son' geceli günler.

Ben taşındım. Ev arkadaşlarımdan 2si ülkelerine döndü. Ben de, yemek yapmaya ne kadar bayılsam da, yurdun bedava verilen süpersonik yemeklerine kanarak yurda çıktım. 2 hafta oldu çıkalı, ama ben daha yemek yemedim. Çünkü daha 2 gün önce yazıldım. Çünkü Tanrım, yapacak o kadar işim var ki! Ama ben hala boş oturuyorum. İtalyanlar o kadar rahat, o kadar boş, o kadar tembel insanlar ki ben de onlar gibi davranmaya başladım. Yapılacak onca işin arasında ben hala hiçbir şey yapmıyorum.
Ama sonuç olarak Erasmus'umu uzattım! Normalde çoktan dönmüş olmam gerekiyordu Türkiye'ye, ama Haziran'a kadar burda kalıcam. Böyle boş boş oturmaya biraz daha devam edeyim diyorum. 2 haftadır herkes gidiyor teker teker. En sevdiğimiz tüm arkadaşlarımız gitti resmen. Şilili kızlar da gitti. Onlar benim burdaki ilk arkadaşlarım. En iyi kalpli millete denk gelmişim bence. Onlar olmasaydı ne yapardım bilmiyorum. Evet burda 30'dan fazla Türk erasmus var ve hepsi birbirleriyle yardımlaşarak her şeylerini yaptılar, ev buldular filan; ama ben geldiğimde kimse yoktu. Strese girip, biraz fazla erken gelmişim ihi. Şilili kızlar eğer kötü kızlar olsaydı geri bile dönebilirdim, ama onları o kadar sevdim ki, her şey daha da güzel oldu. Bir tanesi benim Türk arkadaşımla tanışıp, hoşlaşıp Türkiye'ye bile gitti. Durup durup Türkçe konuşuyor. Ayrıca onlar bana ispanyolların arasında da çok yardım etti. İspanyolların hiçbirisi İngilizce bilmez. Hiçbirisi ama. Ve ben İspanyollarla kaldığım için bizim ev sürekli 20 ispanyol ve şilili kızlarla dolardı. Hepimiz İtalyanca da bilirdik, ama İspanyollar İtalyanca da konuşmazdı. Bilirlerdi; ama konuşmazlardı. Şilili kızlar hem İtalyanca hem İngilizce bilirler. Ben 20 tane bağıra çağıra İspanyolca konuşan insanın arasında tek İspanyolca bilmeyen olarak oturduğumda -ve bu nerdeyse 3-4 günde 1 olurdu- bi tek Şilililer bana dönüp de aman efendim betül, bu böyle dedi şu şunu dedi deyip çevirirlerdi. Oysaki onlar Türklerin arasındayken, Türkler de haldur huldur Türkçe konuşurlardı. Ama onlar ertesi gün bana yine yardım ederlerdi. Böyle iyi kalpliydiler.
Şimdi onlar gitti. Başkaları da gitti. En yakın arkadaşlarım gitti. Dün de çok sevdiğim birisi gitti. Bundan sonra gidecek kimse kalmadı. Ama bi baktım ki, yeni kişiler gelmiş. Daha da çok olmuşuz sanki. Onları da çok sevdim. Yeni şilililerle bile tanıştım. Sadece Şili değil, Güney Amerika'daki herkes çok sıcakmış, onu öğrendim mesela. Artık benim milleti çağıracak bi evim yok, ama şimdi eskisinden daha çok evimiz var. Her gün bi yerde yemek yiyoruz. Şimdi hem az internetli ama yemekli yurdum var, hem de acayip internetli eski evim var.
Bir de burda başka bir şey daha öğrendim. Önceden benim etrafımda hep iyi kalpli kişiler vardı. Belki bazıları az iyi kalpliydi, bazıları çok iyi kalpliydi; ama hiç ben kötü kalpli birisini tanımamıştım ya. Burda resmen tanıdım bi-iki tane. Böyle bi hırs bi hırs, yardım etmemek için yalan söylemeler, yüzyüze gelince ah canım cicim filan. Nasıl oluyor hala şaşırıyorum. Sanırsın iş alıcaklar, iş kapıcaklar burda. Burçin'e iyi kalpli değil demiştik, aslında Burçin iyi kız ya. Vallahi. Ankara'ya dönünce görüşmek isterim ben Burçin'le. O zamanlar hala hiç tanımadığım için kötü kalpli birisi, onu öyle sanmışım. Tanımam gerekiyormuş ama demek ki. Çok güzel olmuş çok da iyi olmuş bence.
Burayı hala seviyorum. Ankara'yı çok özledim ama. Ama bi daha hiç göremeyeceğini bildiğin arkadaşlarınla son bakışma olayı çok kötü bişey. Hala gözümün önünden gitmiyo hiçbirisi ya, hepsinin tek tek hatırlıyorum. Hoşçakalın gençler! Çok sevdim hepinizi! :)



'bu gece son' gecesi.

20120209

Kızlar Genova'da!

Bakın bakın! Kızlar Genova'da! Sonunda geldileer. Ama hemen de gittiler. Yaşayabileceğimiz ne aksilik varsa hepsini yaşamamıza rağmen her şey çok güzeldi. Onlara bol bol sarıldım, öptüm, güzelli yemekler yaptık, güzelli yerlere gittik. Sonra sonra en yakın arkadaşlarımla, diğer en yakın arkadaşlarım en yakın arkadaşlar oldu. O yüzden hayat daha da güzel oldu. Sonra tekrar yemek yedik. Genova'ya üstten baktık. Son anda pahallanmış İnterrail biletlerimizle nerdeyse tüm trenlerden atıldık, tüm koltuklarımızdan kaldırıldık. Ama yine de komikli espriler yapıp birbirimizi güldürüyorduk. Sonra görevlilerle hep kavga ettik. Biraz daha güldükten sonra otobüste ceza yedik. Ama derslerde gördüğümüz şeyleri canlı canlı karşımızda görünce çok heyecanlanıp koşmaya başlıyorduk. Aşk Çeşmesine kadar yarış yaptık. Dondurma yedik. Haritayı ben tuttuğum zamanlar hep kaybolduk. Hostel'le ilgili gülerek çok atraksiyonlu şeyler düşünüp gecenin yarısı terketmeye karar verdik. Şakur şukurlu bi hostel'e geçtik. Hostellerin hepsi garip çıktı. Kapıyı açan kadınların hepsi tam bir garipti. Hele bir tanesinde ben kadını görür görmez korkup geriye sıçradım. Sonra, 'ay pardon, saçlarınızla gülüşünüz birleşince biraz irkilmişim' dedim.  Ama hepsi gayet iyi insanlardı. Aynı hikayeyi 'aaa biliyor musunuz' diye girip birkaç kez anlatmaları ya da 'pardoon' diye bağırıp çat diye odamıza girmeleri dışında gayet iyi insanlardı. Hele çat diye odamıza giren hostel sahibi belki de burda tanıştığımız en iyi insandı. Verona'yı bu kadar sevmemiş olsaydım onunla tanışmayacaktık; ama ben Verona'yı o kadar sevdim ki kızlar da sevsin istedim, tam seçmemem gereken geceyi seçip onları getirdim. O gece iyi kalpli hostel sahibi odamıza çat diye girmeden önce yataklarımızı birleştirmiş korkarak 'muz' 'muz çilek' 'muz çilek elma' 'muz çilek elma karpuz' oyununu oynuyorduk. Eğer çat diye girip, bizi alıp mutfakta bize ve diğer hostelde kalanlara çay kahve yapmasaydı sabaha kadar bu oyunu oynayabilirdik sanırım. Sonra biraz az güldük. Venedik'e gitmeden en hızlı trene binip Genova'ya dönmek istedik. Genova'ya gelince tekrar çok güldük. Çünkü başka en yakın arkadaşlarımla, en yakın arkadaşlarım en yakın arkadaşlar olmuşlardı. Güzelli yemekler yedik, oyun oynadık, dans ettik ve komikli espriler yaptık. Sonra ben kızlar gidicek diye ağlamaya başladım. Sonra benim 1,5-2 kişilik yatağıma 5 kişi yattık. Ama o da nesi! Işık açık kalmış. Işığı kapadık ve gülerek uyuduk. Sonra gülerek uyandık. Kızların dönüş uçağının olduğu sabah, ben acaba hangi aksilik eksik kaldı diye düşünürken, İtalya'nın yine kafasına göre grev kararı aldığını öğrendim. Böylece olabilecek tüm aksilikler listesini tamamlamıştık. Bizim acilen Milano'ya gitmemiz gerekiyordu; fakat o gün İtalya'da hiçbir ulaşım aracı çalışmayacaktı. Trenimizi beklerken ve trenimiz gittikçe gelmezken öğrendim bunu. Listedeki tüm trenler teker teker iptal ediliyordu. Hemen yukarı koştum, insanlara sormaya başladım, sonra kafamı bir kaldırdım, nasıl oldu hiç anlamadım ama listede kocaman treniniz gelmiştir yazıyordu. Koş Efnan! dedim. Koştuk, tren ordaydı. Kızlar bavullarıyla binmeye çalışıyorlardı. O sırada bi ağlamışım gençler, görmeniz lazım, en son doğum anımda böyle ağlamışımdır herhalde. Sonuç olarak kızlar uçağını kaçırmadı. Son kez sarıldık, ben azcık daha ağladım. Onlar gitti, ben biraz daha ağladım. Sonra Genova'ya vardım, biraz da orda ağladım. Sonra uyudum, ben uyurken yine Verona'lı şeyler olmuş. Burdaki en yakın arkadaşlarım aradı, beni yalnız bırakmadılar. O yüzden daha sonra ağlamadım.
Kızları şimdiden özledim. Onlar çok iyi kalpliler, hep yardım ettiler. Onlar varken çok farklı hissettim kendimi. Sanki Türkiye'ye dönmüşüm gibi geldi. Kendi evimde belki de ilk defa tam evimdeymişim gibi hissettim. O yüzden ağladım onlar gidince, sanki buraya tekrar ilk defa gelmiş gibi oldum.
Onlar gelecek diye çok heyecanlıydım, sürekli planlar programlar yapmıştım. Bu kadar aksilik çıkmasını istemezdim; ama aklımın ucundan bile geçmeyecek şeyler oldu. Her şeye rağmen, güzel yemekler yiyip, güzel yerler gördük. İyi insanlarla tanıştık. Çok çok güldük, birazcık da ağladık. Bazen korktuk, çoğu zaman çok eğlendik. Hopladık, zıpladık, koştuk, yuvarlandık, düştük. Burda geçirdiğim en güzel haftalardan biriydi. O yüzden teşekkür ederim kızlar. İyi ki varsınız!

20120104

dün sustum.

Tüm sene beyazlı bulutların hiç gitmediği bi yere gelmişim. Genova'nın evleri çok da rengarenk değilmiş; ama hiç kapanmayan bir havası varmış. O yüzden gökyüzünde hep en sevdiğim bulutlardan var. Çok bahar havalı bi yere gelmişim. Burası çok bahar havalı olduğu için yılbaşına nasıl girdiğimi bilemedim. Çünkü ben her Aralık çok heyecanlanırım. Hava soğudukça kar yağar, kar yağdığında yılbaşı gelir, bu yüzden ben her Aralık heyecanlanırım. Ama bu sene, tarihe bi baktım, vay anasını 29 Aralık olmuş dedim. Çok şaşırdım. Çünkü henüz heyecanlanmaya başlamamıştım. Çünkü gerçekten her yer çok bahar havalıydı. O yüzden bu seneye üşümeden girdim. En sevdiğim bulutlardan vardı hala. Zaten ya bulutlar, ya elmalar. Burda hem en sevdiğim bulutlardan var, hem de tam pamuk prenses'in ısırmak isteyeceği türden elmalar var. Bazen ev arkadaşlarım benim elmalarımı yiyor. Bazen de yoğurtlarımı yiyor. Yoğurtlarımı yiyince o kadar kızmıyorum; ama elmalarım... Onları gerçekten çok seviyorum. Ev arkadaşlarım yemesin diye hızlı hızlı yiyorum. Elmaları hızlı hızlı yemek güzel oluyor. Bulutlar yense bulutları da hızlı hızlı yerdim. Çünkü bulutları da çok seviyorum. Burda bulutlar hiç gitmiyor. O yüzden burayı da seviyorum. Sokaklar çok dar ama. Böyle kıvrıla kıvrıla gidiyor. Aynı patikalar gibi. Kırmızı Başlıklı Kız burda yaşıyormuş deseler inanırım. Çünkü her yer onun büyükannesine giden yollara benziyor. Gökyüzü bu dar sokaklardan zor gözüküyor. Ayrıca dar sokaklar tehlikeli. Hep tehlikeli insanlar dolaşıyor. Kurt da çıksa çıksa buralardan çıkardı zaten. Zorla bileğime bileklik takmak isteyen kocaman adamlarla dolu. Bazıları da yoldan geçenlere çelme takıyor. Gerçekten. Ayrıca pencerelere hep çamaşırlarını asıyorlar. Ya üstümüze düşerse?!?! Bunu hiç düşünmüyorlar. Dar sokaklar hem tehlikeli hem de gökyüzü zor gözüküyor. Gökyüzünün çok gözüktüğü yerlerde bulutlar da çok oluyor. O yüzden dar sokaklara çok gitmiyorum. Bi keresinde dar sokaklarda Murat'la yürüyorduk, sonra Murat bugün Türkiye'ye döndü. Bi daha gelmeyecek. Herkesin erasmus'u bitmeye başladı. O yüzden ben dün sustum. Çünkü kimsenin gitmesini istemiyorum. Şilili arkadaşlarım gidince çok üzülücem. Çünkü benim Şili'ye gitmeme imkan yok. Ama onlar çok iyi kalpli. İyi kalpli olmayan erasmus arkadaşım Burçin'le aynı okuldayız. Ama iyi kalpli olan Şilili arkadaşlarımla ayrı yarım kürelerdeyiz. O yüzden dün çok sustum. Herkes Murat gibi gidecek. Bi tek biz kalıcaz. Neyse ki Genova'dayız ki bulutlar hep burda. Ve elma, elma her mevsim çıkan bir meyve.

20111220

Ehelele bakın bakın çok güzel bişey oldu!
Bu gençler 20 ocak'ta yanıma geliyoooeheleleyoor.
Onları çok seviyorum. O yüzden öncelikle onlara kocaman sarılıp, kocaman öpücem. Sonralıkla onları 1 hafta boyunca en güzelli yerlere götürüp, en lezzetli yemekleri yediricem. Sonra en komikli esprilerimi yapıp onları güldürücem. Sonra tekrar yemek yediricem. Daha sonra burdaki sevdiğim arkadaşlarımla tanıştırıcam. Çünkü, bilirsiniz, en yakın arkadaşınla diğer en yakın arkadaşın, en yakın arkadaşlar oluncaa, bilmiyorum, hayat daha güzel oluyor. Daha sonra, tekrar öpücem ve çok güzelli fotoğraflarını çekicem. Burda en sevdiğim, en havalı yerlere götürücem. Daha sonra tekrar sarılıcam, sonraa, tekrar tekrar... En çok sarılıcam. Çünkü onları gerçekten çok özledim. Ve ben, en çok özlediklerime hep sarılırım. O yüzden onlara baya bi sarılıcam. Ve öpücem.

20111210

Geçen seneki projeli zamanlarımda o kadar çok yorulmuşum ki, sanki hala o yorgunlukları üzerimden atmak istermiş gibi hiçbir şey yapmıyorum. Hazirandan bu yana nerdeyse 5 ay oldu. En son 5 ay önce çalıştığımı düşünecek olursak ben gerçekten tembelliğin dibine vurdum! Projeli zamanlarda nasıl o kadar çalışıyormuşum, şimdi o kadar uzak geliyor ki... Türkiye'deki arkadaşlarımın pazartesi yine jürisi var. Deli gibi çalışıyorlar. O zor projeli zamanlardan sonra nasıl kendilerine gelip tekrar çalışmaya başladılar anlayamadım. Şu anda burda olmasaydım, evimde odamda ağlaya ağlaya maketler, çizimler yapıyor olacaktım. Ama şu anda haftada 2 gün okulum var. Okulda önünde feysbuk, youtube açılı bilgisayarlarla dolu insanlar var. Arada beslenme çantalarından makarna ve salata çıkarıp yiyorlar ve akşama doğru evlerine gidiyorlar. Bazen öğrenci mi hoca mı olduğu belli olmayan hocalar gelip, oturacak yer bulamayınca yere oturup bir iki ders anlatıp gidiyorlar. Şu anda böyle bir okul hayatım var. Bence evren geçen sene 2 senelik çalıştığımı gördüğü için bana ödül veriyor. Başka bir açıklaması olamaz bu olayın.

20111108

bayram sevinci.

Arkadaşım Olgay'la Genova'da bayram yaşamazsak olmaz dedik ve bayram sabahı bayramlıklarımızı giyip ve ispanyol ve şilili ev arkadaşlarımı kapıp teker teker burda tanıdığımız kişilerin evine bayram ziyaretine gitmeye karar verdik. 5 kişi başladığımız bayram ziyaretlerimiz gittiğimiz her evdeki türkleri ve italyan, taylandlı, çinli, portekizli ev arkadaşlarını yanımıza almamızla yaklaşık 25 kişiyle sonlandı. Biz Türkiye'de bile bu kadar ev gezmediğimizi anlatırken yabancılar yarın da bayram yapılacak mı diye sorup 'iyi bayramlar' demesini öğreniyorlardı. Günün sonunda Genova'nın Türk kebapçısından kebap alıp, yediğimiz et sanki kurban etiymiş gibi davrandık. Kebaplarımızı yerken Şilili karşimiz çok kalabalık olduğumuzu ve herkesin ayağa kalkıp ismini, nerden geldiğini, yaşını, ne okuduğunu söyleyerek kendisini tanıtması gerektiğini söyledi. Aslında tek istediği o gün tanıştıp hoşlandığı türk karşimizin yaşını öğrenmekti. Daha sonra olaylar Yetenek Sizsiniz Genova'ya doğru gitmeye başladı. Değişik dans stili olan Altan karşimiz yoğun ısrarlardan sonra değişik dans stilini bizimle paylaştı, onu taklit eden portekizli karşimiz ve kendine has stili olan diğer şilili karşim de danslarını sergiledikten sonra 3 patates çevirme gösterisi ve olaylar tam karadenizli karşimiz Olgay'ın kolbastısına doğru giderken bunlara bir son vermemiz gerektiğine karar verip dağıldık.

Yağmurlu, selli Genova'da günlerdir dışarı çıkma yasağı varken ve dışarı çıkamazken ve dünyanın en kapalı bayram sabahına uyanmışken günümüz bayram bayram böylece şenlenmiş oldu, çok iyi oldu çok da güzel oldu. Burayı seviyorum ben.

20111011

sakarlıklar

Merhaba.

Bu eve taşınalı 3 hafta oldu. Evin ilk bulaşığını yıkarken kırdığım koca bi kavanozdan sonra, birkaç gün önce evin antikalarından saydığımız büyük, içi çiçek dolu pembe vazoyu kırdım. Pembe vazoyu kırdıktan sonra sevindiğimiz şey, pembe vazonun altındaki antika sehpanın sağlam olmasıydı -çünkü onun devrilme anını görüp antika sehpayı tutmuştum!- Ve yere, -nasıl oldu hiç anlayamadık- hiç toprak dökülmemişti. Ve tekrar -nasıl oldu anlayamadık- çiçekler hala vazonun içindeydi! Ya bu evde gizemli şeyler oluyordu -çünkü çiçekler hala vazonun içindeydi ama aynı zamanda yerde kırılmış bir vazo vardı- ya da çiçekleri iki tane vazonun içine koymuş bir ev sahibimiz vardı. Kırılan vazonun içte mi dışta mı olduğunu tartışırken ben, hedefimin gittikçe büyüdüğünü farkediyordum. Ev sahibi akıllı kadındı. Ben bu sakarlıklara devam edersem eşyalarının azaldığını farkedecekti ve ben evde bir şeyler kıran tek kişiydim. Kesin başıma bir iş gelecekti. Kendimi toparlamalıydım. Girişteki dolapta duran fincan takımından çok korkuyordum. O tarafa genelde gitmiyordum. Öbür taraftan odalara giriyordum. Eksikliği farkedilirdi, en çok ondan korkuyordum; ama korkmam gereken daha başka şeyler varmış.... Ayrıca oturduğum sandalyede de bi bozukluk vardı. Sanki alttan bir parçası önceden olmadığı bir yere kaymış... Nasıl oldu bilmiyorum. Ben tabaklardan, fincan takımlarından ve antika kaplardan, şamdanlardan -çünkü tanrım ev ıvır zıvır dolu- kaçarken, evin kırılabilecek en büyük parçasını kıracağımı bilmiyordum. KAPIYI! Demin arkadaşımı evden uğurlamıştım ki -çünkü bilirsiniz maalesef türkler misafirini kapıya kadar geçirir- kapıyı kapattım. Ama o da nesi. Kapı kapanmıyor! İttiriyorum ittiriyorum yok! Şimdi gel de ev arkadaşlarına söyle kapıyı kırdım, gecenin bu vakti kapanmıyor diye. Üstelik bikaç gün önce de vazoyu kırmışım. O may gad o may gad diye bağrışarak sorunu çözdük. Nasıl olduğunu yine anlayamadım ama kapının dışından bir parçayı kırmışım, resmen boylu boyunca yerinden çıkmış parça. Ancak dışardan birisi o parçayı kapı ağzından çekince kapanıyor. O parçayla oynayınca bu sefer içteki parça elimde kaldı! O da yarısına kadar çıktı. Ben işlerin bu hale nasıl geldiğini düşünürken, ispanyol karşimiz akıllı çıktı da koca selobantla parçaları yapıştırdı. Artık kapımız kapanıyor. Bundan sonra kıracak daha büyük bir şey yok sanırım, o yüzden rahatım. Ama ev sahibi kesin o bantları görücek! OF

20111009

prenses

Teyzesi küçükken Kız'ı hep prenses'im diye çağırırdı. Uzun ve dalgalı saçları, yumuşak ve sessiz ses tonu, kibar ve sakin hareketleri, teyzesine hep bir prensesi andırırdı. Küçük Kız o zamanlar bir prenses olmadığını biliyordu; ama büyüyünce kesinlikle bir prensese dönüşecekti.
O gün Kız, yanında ne konuştuğunu bilmediği 2 kızla daha önce hiç gitmediği ama hep duyduğu büyük Şehre gitmişti. Bu büyük Şehirde yine ne konuştuğunu anlayamadığı 2 kızla tanıştı. Birini çok sevdi Kız, diğerini sevmedi. Sevdiği kızın fotoğraf makinesinin kapağını çok fıskiyeli havuza düşürdü, hemen kendisininkini çıkarıp, sevdiği kıza verdi. Çünkü fotoğraf makineleri aynıydı. Sevdiği kız kabul etmedi, ama gülümsedi, o da onu seviyordu. Artık o kızın konuştuklarını anlayabiliyordu. Hiç durmadan hızlı hızlı konuşurken Kız, çok heyecanlanıp sevmediği kızın birasının üzerine oturdu. Tüm poposu bira olmuştu. Üstelik üzerinde sarı bir pantalon vardı. Sevmediği kız bi, çok fıskiyeli havuza düşen bira bardağına, bi de Kız'a sevmemeli bakışlar atarken, sevdiği kız bi sarı pantalonun poposuna, bi de Kız'a kahkahalı bakışlar atıyordu. Kız da bi arkasını dönüp artık sarı olmayan poposuna bakmaya çalışıyor, bi sevmediği kıza üzüntülü bakışlar atıyor, bi yandan da sevdiği kızla kahkahalar atıyordu. Daha sonra, bu büyük Şehrin yüksek bi binasının çatı katında yaşayan sevdiği kızın evine gittiler hep birlikte. Evden gözüken büyük çan kulesi bir kez gong edinceye kadar oturdular. Kız, sevdiği kızın saç kurutma makinesiyle poposunu kurutmuş olmasına rağmen, hala üşüyordu. Ama artık yavaş yavaş ne konuştuklarını anlamaya başlamıştı. Evet, poposu üşüyordu; ama kız mutluydu. Çatı katından büyük Şehre bakarken, yavaş yavaş prensese dönüştüğünü düşündü. Poposunda bira olduğunu düşünmemeye çalışıyordu; çünkü prenseslerin asla biralı popoları olmazdı. Ama saçları hala dalgalıydı, yumuşak bir ses tonu ve kibar hareketleri vardı. Büyük çan kulesi bir kez gong edince sevdiği kızla sarılıp ayrıldılar, her şey için teşekkür ettiler. Büyük Şehrin büyük karanlığında yürürken ve yanındaki kızların söylediklerini artık anlarken, Kız prensesliğe hiç bu kadar yaklaşmadığını düşünüyordu. Ertesi sabah bir prenses olarak uyanacağından o kadar emindi ki! Neredeyse teyzesini arayıp müjdeli haberi verecekti.
Sabah oldu, Kız gözlerini açtı ve prenses değildi -çünkü tanrı aşkına prensesler 6 kişilik odalarda uyanmazlardı!- ama hala mutluydu. Birgün prenses olacağını biliyordu ve o gün de, büyük Şehrin büyük bir müzesinde kitaplarla dolu büyük odada bunun için elinden geleni yapmaya devam etti.